bunu okuyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bunu okuyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ekim 2013 Perşembe

uzun zaman sonra DAHA..



gazâ : islam dinini korumak veya yaymak amacıyla müslüman olmayanlara karşı yapılan kutsal savaşa verilen isimdir. Katılanlara gazi denir. Bu savaşta ele geçirilen mallara ganimet denir.

gazâAr ġazā ͭ/ġazwa ͭ غزاة/غزوة [#ġzw msd.] akın etme, yağma, saldırı Ar ġazā غزا 1. çabaladı, gayret etti, 2. akın yaptı, istila etti
Benzer sözcükler: gazavat

gazâ : şu an dağılmış bir müzik grubu

gazâ : g biraz yumuşak okunduğunda farsça'da yemek, öğün anlamına gelen kelime.

gazâ : Hakan Günday'ın yeni kitabı DAHA'nın kahramanı..


18 Ekim 2012 Perşembe

ne okuyorum..


bitmek üzere..
donna tartt - gizli tarih
gerçekten önceden okumadığım için çok pişmanım diyebilirim..
bestseller diye geçiyor..
ama ben o kategoriye koyamıyorum doğrusu..
aksiyon ve insanı kasan gerilimi itibari ile mutlaka filme çekileceği düşünülmüştür heralde.. 
çekilirsede kesin boka döner..


29 Eylül 2011 Perşembe

A....Z...








içindeki canavar uyuyor mu?
yoksa sana emirlerini veriyor mu?
ne kadar kötüsün..?
hadi söyle..
senin içindeki nasıl bir şey?
ben bu günlerde benimkini çok düşünür oldum..
ne kadar kötüyüm..
ne kadar bakıyorum..
nekadarını görebiliyorum..
beni ne düşündürdü böyle..
hakan günday'ın az'ı..
beni yerle bir etti..

işte Spunky Zoe'nun işleri..
görsel olarak bana az'ı hatırlattı..



..."taşıyor" dedi çocuk. bidonu göstererek. daha dikkatli baksaydı derda'ya, taşanın bidon değil, gözleri olduğunu farkedebilirdi... syf:190






21 Aralık 2010 Salı

today is a good day..


salı..
sıradan bir gün..
sabah çıkmadan tuna'nın üstünü örtmek.. aşkı öpmek..
aynı saatte kalkıp deniz otobüsüne yetişmek..
tek fark bu sabah yeni okunmaya başlanan kitap..
georges PEREC'den ŞEYLER..

her sabah olduğu gibi, biz indikten sonra deniz otobüsüne koşan adam bile aynı..
nefes nefese yetişmeye çalışıyor..
bazen karşıdan koşarken bana çarparmı acaba diye bile düşünüyorum..
sabah düşüncelerim bile aynı..
bende, aslında o adamdan farklı değilim..
bende işe yetişmeye çalışıyorum..
tek zevkim, yolda iphone'un yeni apps.'si instagram'la oynamak.. fotoğraf çekmek..




bunlar bu sabahın mahsülleri..
cuma verimli geçecek.. sıradanlığı kıracağım..
yolcuyum.. urfa yolcusu..
sabah git akşam gel..
zevkli olacak keşfetmek.. bol bol fotoğraf çekmek..

koop-waltz for koop cecila stalin

bu arada, iyi değerlendirin geceyi..
bu gece en uzun gece..

19 Ağustos 2010 Perşembe

oh yes..

her sabah bloguna bakarak güne başladığım sanatsal kaygı insanı sezyum'un kitabı bugün idefix'den geldi.. 1. baskıya yetişemedik tabi.. adam 2. baskıyı yapmış.. içinde penguen'de çıkan 2007-2008 yazılarıyla birlikte süper tayyyyyip fotoşopları var..
serdar'a söyledim git oğlumun adına imza al diye.. tuna ilerde bakar kaan amca bana imzalamış diye hava falan atar artık :))
neyse.. süper yazılar.. süper fotoşoplar..
masanın üzerinde duracak defalarca okunup, bakılacak..
sonrada o anları hatırlatacak süper kitap.. yada başka bişi..

16 Mart 2010 Salı

büyücü..

hiç bitmesini istemediğim kitaplardan bir tanesi BÜYÜCÜ.. çok geç tanıştığım bir yazar JOHN FOWLES.. hep okumak istedim, ama hep bir başka kitap girdi araya.. olmadı .. aslında abonoz kule ile ilgili ''http://idilergun.blogspot.com/'' da bir yazı okumuştum ve onunla başlamayı düşünüyordum ki.. blogun yazarlarından sevgili behiye bana önce büyücüyü okumamı tavsiye etti.. ve başladım.. bende tavsiye ediyorum.. okunması gereken kitaplardan bir tanesi.. :))

''büyücü'''yü 1952 yılında yazmaya başlamış fowles.. 1965'de de basılmış.. roman 20. yy.'ın aslında tam ortasına denk geliyor.. savaşın büyük izleri var.. varoluşçu ve egoist anti kahraman nicholas urfe.. ve en esrarengiz tip conchis.. birlikte; savaşın acımasızlığını, kadın-erkek ilişkisinin doğasını, tanrı ve özgürlük kavramlarını ustaca fowles'ın anlatımıyla irdeliyorlar ve bana yaşatıyorlar... evet bitsin istemiyorum.. her bölüme başladığımda şimdi ne olacak diye bakıyorum.. bırakamıyorum.. :))

26 Şubat 2010 Cuma

paul auster ve görünmeyen..

bu adam için asla tarafsız olamam.. benim; süper, muhteşem, harika günümüz edebiyatının; postmodern yazarı paul auster..
''görünmeyen'' 'i ilk çıktığında hemen aldım.. ama okumak istemedim.. biliyorum ki bitecek ve bende ondan mahrum kalacağım.. tekrar eski kitaplarına dönüp tekrar tekrar okuyacağım..
ne yazık ki bitmesini beklemeden yazıyorum.. sonunu şu an çok merak ediyorum.. her zamanki gibi boooool sürprizli, yine gizem, beklenmeyen çıkışlar, gerilim, sürprizler, iyi bir kurgu..
şu an ortaları geçtim ve merak içinde bitmesin ister oldum..
ismi neden ''görünmeyen''.. görünmeyen kelimesi , şimdiye kadar okuduğum ve dikkat ettigim kadarıyla bir kere geçiyor; kitabın 2. bölümünde adam'ın yazdığı kitap hakkında tavsiye istemesinin üzerine, jim kendisinden bir örnek veriyor.. kendisinin yazmış olduğu kitapta; kendisinden birinci tekil şahısta bahsederek kendini görünmez kıldığını, böylece aradığı şeyi bulmayı imkansızlaştırdığını söylüyor.. gerçektende bu kitap; kişiliklerin görünmeyenleri hakkında bu kitap.. ruhsal bozukluklar, farklı cinsel tercihler, cinayet... bir sürü şey.. uygar bir maskenin altına nasıl gizlenir.. nasıl görünmez olur..
ben 2. bölümün sonlarındayım.. ve 3. bölüm ne olacak beni nasıl şaşırtacak merakla bekliyorum..
bu adamı seviyorum.. ve daha çok yazsın daha çok çok çoooooooook yazsın istiyorum..
bu arada kitabın içine de tunaya ufak bir not yazdım.. bakalım o kaç yaşında bu kitabı okuyacak ve notu okuyunca gelip yanağıma bir öpücük konduracak... :)))

24 Şubat 2010 Çarşamba

masanın üstündekiler..

işe gelirken rutin olarak yapılan şey..
sabah sütlü hahve almak.. sonra deniz otobüsüne binmek..
şu an ''görünmeyen'' in kapağını açıp, kaldığın yerden okumaya devam etmek..

18 Şubat 2010 Perşembe

murakami'ye devam..

bitti..
''imkansızın şarkısı''
hiç bitmesin istedim.. hatta yavaş okumayı bile diledim.. bundan öncede ''sahilde kafka'' nın beni nasıl etkilediğini yazmıştım.. imkansızın şarkısı'ysa; çok melankolik bir kitap olmasına rağmen insanı içine çeken bir kitap.. aşk, ölüm, yaşam.. kendini bulmaya çalışma..
20'li yaşlardaki baş karakterin sıkı sıkıya bağlı olduğu çevresindeki herkez intahar ediyor.. ve o bunlarla yaşamaya devam ediyor..
yaşamla barışık olmak kolay... ama ölüm gibi bir bilinmezlikle barışmayı becermek.. tutkulu ve imkansız bir aşk..
sanırım kitabın en kötü tarafı orjinal dilinden değil, fransızcadan çevrilmiş olması.. keşke orjinal dilinden çevrilmiş olsaydı..

19 Ocak 2010 Salı

ne okuyorum..

daha önce ismini çok duymuş, fazlaca niyetlenmiş ama hiç murakami okumamıştım.. yeni fırsat oldu ve bırakmadan, soluk almadan okuyorum.. murakami'ye '' sahilde kafka '' ile başladım.. biter bitmez öbür kitaplarını paul auster'ın hala alamadığım '' görünmeyen '' le birlikte sipariş verebilirim..

roman enteresan.. iki kahramanın öyküsünü paralel olarak anlatıyor.. tek sayılı bölümlerde anlatılan ilk hikaye ; Kafka Tamura’nın on beşinci yaş gününde iç sesi olan kargayı dinleyerek evden kaçmasıyla başlıyor... dünyaca ünlü bir heykeltıraş olan babasının kehanetine göre, büyüdüğünde hem babasını öldürecek hem de annesi ve ablasıyla yatacaktır.. bu durumda çaresiz, Sofokles’in kahramanı Oedipus gibi evden kaçmak tek çözümdür... çift sayılı bölümlerde ise, altmışlık Nakata’nın öyküsü anlatıyor: İkinci Dünya Savaşı sırasında, henüz dokuz yaşındayken, Nakata ve sınıfındaki diğer öğrenciler, mantar toplamaya gittikleri tepede ne olduğu bilinmez bir saldırı sonucunda bayılırlar... yetişkinleri etkilemeyen ‘şey’ on altı çocuğun birkaç saat boyunca bilinçlerini yitirmelerine neden olur... aralarında sadece Nakata, birkaç hafta süren garip bir koma halinde kalır... askeri hastanede uyandığında, ne ailesini hatırlar ne de okuma yazmayı, oysa bu tuhaf olaydan önce sınıfın en akıllı öğrencisidir... Nakata’nın zihnindeki her şey silinmiş, yavaş anlayan, soyut düşünme yeteneğini kaybetmiş biri haline gelmiştir... kaybettiği düşünme yetileri yerine, kedilerle konuşabilme ve gökten yağacak balıkları önceden söyleme yeteneği geliştirmiştir... işte bunları büyük bir heyecanla okurken ne zaman kesişecek bu ikisi diye düşünürken.. şimdi kesişti.. bakalım ne olacak..

süper bir hayal gücü; kedilerin ruhlarını hapseden john walker (aynı adlı viskide ki karaktere bürünmüş aynı onun gibi giyinen ruh avcısı ) onlardan kaval yapacak..Kentucky Fried Chicken’ın ambleminde yer alan beyaz sakallı Albay Sanders’ın fahişe pazarlaması.. daha bir sürü şey.. bütün bunlar peş peşe geldiğinde bunları Sofokles’in tragedyası, Platon ve Hegel’in felsefeleri ile birleştirdiğinde ve günlük yaşamın bir parçası gibi sunduğunda o kadar farklı anlamların içine giriyorlar ki..

daha bitmedi.. bitmeden şiddetle tavsiye ediyorum.. benim gibi murakami'yi tanımakta geç kalmayın..